28 Eylül 2012 Cuma

Deneyimlenmemiş bilgi pratikte işe yaramaz kanımca. Her ne kadar genel çerçeveden haberdar olunsa da olasılık her zaman daha fazladır. Hayatı boyunca bir odada oturup; arabalar, şehirler, yollar hakkında binlerce kitap okumuş, binlerce film izlemiş bir insan, kapıdan dışarı adımını attığında, trafiğin ne demek olduğunu bilse bile nasıl olduğunu bilemeyecektir. Yani bilmek "ne" meselesi değil "nasıl" meselesidir. Tahmin algı için yeterli bir veri değildir. Adıyaman da ben oraya ayak basana kadar yoktur.

7 Ağustos 2012 Salı

İnandıklarını gerçeklemeye çalışmak yerine, gerçeklediklerine yani eylemlerine inansa insan, komplekslerinden ve pişmanlıklarından da sıyrılabilir belki. Teori her zaman pratikten daha soylu olmuştur oysa insan düşünce ve kelimeler kadar soylu bir varlığa sahip değildir. Hayatta kalma güdüsüyle varlığını sürdüren insan, o güdünün verdiği bencillikle bedenin arzularını ruhun algılarından üstün tutmuştur. İnsan kendi ürettiği düşünceye varmayı hiçbir zaman başaramayacak kadar açtır. Dikkati dağınık, aklı hep karışıktır. Sistemlerin, ideolojilerin kendi söylediklerinden çok çok uzakta biçimlere dönüşmesinin temel nedeni onu uygulamayı beceremeyen insandır. İnsan inandığı dine; her kelimesi yazılı ve değişmez bir kitaba bile yetişemez. Onu evirir çevirir ve tam olarak kendi tatminine uygun hale getirir. Sorun şu ki: Çember büyüdükçe eylem daralır. bu nedenle de ihtiyacımız olan şey çok iyi düşünülmüş / yazılmış sistemler yerine bireysel harekettir. İnsan kendi varlığını her şekliyle tanımlamalı, kabul etmeli ve bunu korkusuzca yaşayabilmelidir. Özgürlük; kafalara doldurulan ezberlere göre yaşamaya çalışmak değil, kendi gerçeklenmiş eylemlerine göre değişimi devam ettirmektir.

20 Temmuz 2012 Cuma

ETİK

Toplumların kendi kendine oluşturdukları ve yazılı bir metne dayanmayan kurallara etik denir. Her toplumun kendi etiği var yani. Sıkıntı şurada: Toplum kendine bazı kurallar belirliyor. Aslında bu kurallar daha çok o toplumun yaşayış biçiminin sonucu olarak doğuyor. Fakat toplum oldukça değişken ve fakat kurallar nedense aynı hızla değişemiyor. Ve bizler kendi belirlediğimiz kurallara karşı gelerek yaşıyor olmamıza rağmen etrafımızı o uymadığımız kurallara göre değerlendirmeye devam ediyoruz. Kendi kendimizin kuyusunu kazmak gibi. İdealize ettiğimiz hayal dünyamızda, düzenli, doğru ve olması gereken bir biçim seçiyoruz ama oralara hiç varamıyoruz. Kendi kendini hiç durmadan çökerten bir yapıda insanların üzerinde sinsice baskılar kuruyoruz. Yaşadığı andan özde sıkıntı duymayan insan, değerlendirdikçe kötü hissetmediği için kötü hisseder hale geliyor. Bu kısır içinde bir süre sonra farkına bile varamadan artık hiç yaşamayan ve belki de hiç var olmamış olan kişilerin doğrularını yaşamaya başlıyoruz. Bunun toplumu bir arada tutan şey olduğu ise tamamen yalan. Toplumlar, yalanlarla belirlenmiş gerçekleşmeyen ideallerle değil, bir arada yaşama ihtiyacıyla ve arzusuyla oluşmalıdır. İnsanlar birbirlerini değerlendirirken en üstte var olan ve her zaman olmaya devam edecek olan öz hissiyatla hareket etmelidir. Birinin yaptığı başka birini etkilemiyor da olabilir ama sanrı maalesef "gerçek"ten ayırd edilemeyecek kadar gerçektir. Dahası içerde etkilenmemiş olan kişi bu toplum baskısı nedeniyle etkilendiğini bile düşünebilir. Netice itibariyle bir arada durması gereken toplum, birbirinden nefret eden ve sürekli hayalleri gerçekleşmediği için hüsran duyan yalnız karakterlerden oluşur hale gelir. İnsan; başkalarının laflarını bırakıp, saf, direk kendinden gelene göre hareket etmelidir. Hissiyatının doğruluğunu derinlerine bakarak gözden geçirebilmelidir. Kendisine karşı objektif olmayı becerebilmelidir. Toplumlar ancak birer birer değişen insanlarla kendini değiştirebilir.

7 Haziran 2012 Perşembe

elin bedeni, elin yargısı

İnsanların bir şeylere muhalefet olmak için bu kadar çaba sarf etmesini hiç anlayamıyorum. Cüneyt Özdemir diyor ki birileri hemen soyunmak için bahane aramaktaymış. Belki öyle birileri de vardır ama bir protestoyu bu şekilde protesto etmek de acaip doğrusu. "Benim bedenim benim kararım" protestosunu beğeniyorum. Cüneyt Özdemir bu kadar akıllı bilgili bir adam ama bu protestonun içindeki özeni göremiyor mu? Benim bedenim benim kararım ister kürtaj yaptırırım ister üzerine kalemle çiziktirir fotoğrafını çektiririm. Üstelik görsel protestolar özellikle sosyal medyada hızla yayılması açısından çok daha önemli. Şimdi oturup da bu kadar önemli bir konuda yapılan bir protestoyu yermek, ya da destek verenlere saldırmak; işte asıl o, insanın düşüncesine saygısızlık oluyor. Senin bedenin senin kararın, kimse sana soyun demiyor değil mi, e elaleme bi yerini gösterdi diye karışmak da afedersiniz ama tam bir AKP kafası oluyor. Mini etek de giymesin kimse, moda bahanesiyle popomuzu göstermiş oluyoruz demek ki. Koca Cüneyt Bey'e akıl verecek değilim ben ama bazı konularda biraz daha duyarlı olsa daha iyi olacak sanki. Ayşe Arman hayranı da değilim, nemalanmıştır bilmem ne benim için o da fark etmez, bunu kimse bilemez ama bu kadar okuru olan bir kadının bir şekilde destek veriyor olması da önemli kanımca.

4 Mayıs 2012 Cuma

YAPMA

Yalan bir savaşın peşinde her taraftan insanlar ölüyor. Birine şehit düştü diyoruz diğerine öldürüldü. Cümlede yatan nefret... Kim öldürülmeyi hak eder. Kim kimin elinden yaşamını alabilir. Biri bir halt yiyor diye aynı haltı yemek mantıklı ve güzel mi gerçekten. Göze göz, dişe diş. Bak ben de bundan nefret ediyorum işte. Senin askerin gibi o PKK lı da ne için savaştığını bilmiyor. Çatışmaların ne sebebi belli, ne gerçek sonuçları. Birileri, birilerinin ellerine yazdıkları haberleri tutuşturuyor, ortalığı kızıştırıyor hepsi bu. Hepsi dediğim yani hiçbir şey. Ölen yine aşağıda ve bu sayede insanlık da düştükçe düşüyor. Anlaşılmaz benim fikirlerim biliyorum. Saçma ve uygulanamaz görünüyor biliyorum. ama ben de hadi yarın yapalım demiyorum. Biz yapamasak bile çocuklarımızın çocukları vurmasınlar birbirlerini.

3 Nisan 2012 Salı

4+4+4+4+4+4+4+4

Herkes eğitim krizini konuşuyor. Kılıçdaroğlu demiş ki "şimdi de CHP kuran-ı kerimi istemiyor diyecekler".
Annem desinler...
Şahsen ben istemiyorum.
Bence bırak 4'leri 5'leri din dersi diye bir dersin olması bile anormal.
Din bireysel bir hareket. Herkesin dini kendine yani.
Fikrimi Açıklıyorum:
Tarih derslerinin içine dinler tarihi diye bir bölüm koyarsın, birbirinden ayırmadan, bütün tarihsel sürecini anlatırsın.
İlla şartsa, çocuk anlayacak yaşa gelince (mesela lise) verirsin eline bütün kitapları, sorusu olursa yanıtlarsın, götürürsün camiye, kiliseye, sinagoga...

Öğretmen Masasında zorla namaz kıldırılmış bir çocuğum ben, böyle saçma, böyle anlamsız bir zorlama olamaz. Hiç anlamadığım kelimeleri kafama nasıl kazımışlarsa hala unutmuyorum. Üstelik bu güne kadar sapık olmayan bir din hocası da görmedim ayrı.

O yüzden bırakınız desinler, kitabına diyeceğim yok ama onu, kendini bilmeyecek yaştakilere zorla okutmaya çalışan zihniyete diyecek çok lafım var benim.

20 Mart 2012 Salı

Ben savaşı kabul edemem.
Hangi had, hangi mantıktır o.

Hangi ırktır daha üstün.
Üst var mıdır ki üstünlük olsun.

Hangi insanın yaşama hakkı yoktur.

Hayat ne kadar zor veriliyor.
4mm'den 1 cm'e...
küçük bir kalp atışından
bütün bir bedene...

Ben savaşı anlayamam.

Büyüklerin hırsından habersiz halkları...
Yalan hedeflere tutunan askerleri...
Öldürülen çocukları...

19 Ocak 2012 Perşembe

TERAZİ

Sorumluları ve nedenleri gün gibi ortada olan bir davanın bu şekilde sonuçlanması herkesi üzüyor.
Yıllarca, belki de bu ülkeyi çok daha yaşanılabilir bir hale getirecek bilgelerini gömmüş, katillerini hiç bulamamış halk; sonunda adaletin bir yer bulabileceğini sanırken, yıkılmış, perişan durumda.
İlginç; kararı veren yargı da verdiği karardan memnun değil, sevgili yargıyı itinayla köpeği etmiş kişiler de. Başbuğ'un tutuklanmasından beri, bir anda halkla yan yana durmaya başlayan 3ler neredeyse göz yaşlarına boğulacaklar.
Bu insanın kanını kurutan, Türkiye'de yaşıyorum demeye utandıran olayı bile kendi menfaatleri için kullanabiliyorlar. Bugün İstanbul'da Ankara'da insanlarla yürüseler bile şaşırmayacağım.
Elindeki kanı yıkayıp, kollarını sallayarak dolaşan katillere kızmak bile gelmiyor içimden.
Bu ülkede belli adamları öldürmek çok kolay.
Hayıflanıyorum ki kolay lokmaları değil, zorlarını çiğnemek isterdim.

Hrant bizim için bir sınav mıydı?
Hayır. Biz zaten yıllar önce bu sınavlardan kaldık.
Cevap anahtarlarımızı da gömdüğümüz kişilerin mezar taşı yaptık.

4 Ocak 2012 Çarşamba

HAYVAN işte

Bir haber; ırk cinayeti 18 yıl sonra karara bağlanmış.

Bu ırk teranesini her kim çıkardıysa bravo...
Ne de olsa bu yüce şahsiyet, popülerliğini yüzyıllarca koruyacak olan bir insan öldürme gerekçesini yaratmış oldu.

O kadar uyuz oluyorum ki bu insanlara, her ırkçılık yapanın ırkını değiştiriveresim geliyor. sen yıllarca gel Türklük yap, Kürtlük yap, Beyazlık yap, Siyahlık yap vs. Bir sabah bir kalkmışsın hop tam tersi. En iyi ihtimalle, hemen bir karar verip nefret ettiği ırkın kökünü kazımak için kendini öldürse, elimizi kana bulamadan kurtulmuş olurduk bu menem suratsızlardan.
Hayvanlar alemine gidiyor aklım, düşünsene Ankara kedisiyle, Van kedisi girmiş birbirine, ben senden daha güzel miyavlarım, benim gözüm daha güzel falan filan...

Ne demek lazım:

Konuşmayı başarmışsın ama hayvan olmayı başaramamışsın ey insanlık...

27 Aralık 2011 Salı

DAL-BUDAK

Pişkinlik almış yürümüş ama sebebi belli:
Tekel...

Yargı desen; yargılamayı geçtik sorgulamanın bile temellerini atamıyor.
Adalet mülkün temeliyse, annem, bizim mülkler çoktandır elalemin cebini dolduruyor.

Sonuç: Türk halkı kendine acımaktan, ayağa kalkıp kılını kıpırdatamıyor.

Diyeceğim Şu:
"Bu dallamaları biz başımıza getirdik" lafının saçma oluşu kadar böylesine klişeleşmiş olması da saçmadır.
Söyle söyle ama akıllanma, işte asıl sensin dallama.