12 Eylül 2010 Pazar

BRAVO PROTESTO

Malum gün bugün. Sandık başına toplanalım, referandum fikrimizi beyan edelim. Ettik.
Annem sabah 6buçukta gitti sandık başına, hile hurda olmasın görevlisi olarak. Öğleden sonra telefon etti, eksik varmış, "sandık açılırken sayıları tut, kontrole gel" dedi. Homurdanarak gittim. Bir kaç partinin gönüllüsü ve sandık başkanı var, öyle kardeş kardeş, zarflar açılıyor, herkes kontrol ediyor, evet-hayır sayısını yazıyor. Zannedersin ki kağıt kalem daha yeni icad edildi, alıyoruz kağıtları evetleri hayırları işaretliyoruz, acemi işi. Onlar arada değiştirilebilir bence sandıklarla beraber, neyi ne kadar sayarsan say. Neyse zaten çok da fark etmez. Değinmek istediğim yer burası da değil.
Adam gelmiş oralara kadar, zarfı almış ama protesto ediyor ya boş koymuş pusulayı, hani protesto etmek için hiç sandığa da gitmeyenler var, ikisi de aynı şey. Beğenmiyorsun değişiklikleri ya da neyin değişeceğini söylemedikleri, bütün maddeleri açık açık yazmadıkları için falan kızıyorsun. İyi de o zaman yapman gereken şey, şu andaki anayasanın değişmesine izin vermemek olmalı. Kendini kandırdığın yetmezmiş gibi bir de adamların ekmeğine yağ sürüyorsun. Madem kızdın Hayıra vuracaksın ki mühürü, o zaman bir daha göndersin bakalım herşeyi anlatarak, biraz daha çalışsın üzerinde, senin isteyeceğin kıvama getirmek için. Senin proteston onlara göbek attırıyor a benim akıllı kardeşim. Bugün çıkacak sonuç, dilerim ki sana rağmen bizlerin çabalarıyla, elalemin yalakalarının ekmeğine yağ sürdürmeyecektir. Ama bilesin, eğer ki senin proteston yüzünden ne halt olduğunu bile bilmediğimiz bu değişiklikler yapılırsa, günü geldiğinde elime tutuşturdukları türbanı, senin boğazına saracağım.

1 Eylül 2010 Çarşamba

REFERANDUM SAVAŞLARI

Referandum, referandum.

Değişecek maddelerin neler olduğunu ve nasıl değişeceğini tam olarak bilemesek de, AKP ve CHP ikna turlarına tam gaz devam ediyor. Herkes bir sorunu çözecek ama nasıl çözeceğini kimseyle paylaşmıyor.

Yüzyılların büyük türban sorunu:

AKP diyor ki;” Bırakın çocuklarımız özgürce okusun. Diğer çocukların pantolonuna, kızların eteklerine karışıyor musunuz ki, türbana karışıyorsunuz”.

Şimdi orada dualım. Türbanın üzerine bizzat kendilerinin yükledikleri siyasi çağrışıma değinmeye gerek bile görmüyorum ve fakat destekçilerinin, bırakın okulları, sokaklarda elalemin eteğine, pantolonuna, makyajına, saçına yıllardır etmediklerini bırakmadıkları gerçeğini nasıl oluyor da yok sayıyorlar, hiç anlayamıyorum. Seçimi kazandıkları illerde bir böcek misali halkın arasına yayılan saptırmacı dincilerin, özgürlükleri nasıl kısıtladıklarını, yetmezmiş gibi kıstırdıkları yerde pata küte giriştiklerini kim bilmiyor bu ülkede. Dini inançları nedeniyle hiç kimse yargılanmamıştır ama sosyalist düşünceleri yüzünden hala yüzlerce insan hapiste yatmıyor mu? Demek ki mesele inanç yüzünden kafasını kapatan kızlara baskı uygulanması meselesi değil. Mesele dini saptırarak, onu utanmazca siyaset malzemesi yapma meselesi. Ne zamandan beri, okula başı örtülü giremediği için ayaklanıyor bu kızlar dikkat etmek gerek. Ayrıca kim hangi okula tanınmasını engelleyecek şekilde kapanarak ya da açılarak girebilir ki. Okul dediğin yer, siyasetten ve dinden bağımsız tutulması gereken yerdir. İnsanların birbirlerine bu konuda baskı uygulamalarına engel olmak için de hem siyasi hem de dini yaptırımları oralardan uzak tutmak gerekir.

Gelelim CHP’ye; “ Türban sorunu biz çözeceğiz”. Affınıza sığınıyorum ama hiçbir söylemde nasıl yapacağınızı duyamadık. Önemli olan bu ülkenin sorunlarını çözmek ise eğer ve bu bilgi sizde mevcut ise hem halkla hem de hükümetle paylaşınız. İlla beklemenize gerek olmamalı iktidara gelmeyi. Çünkü iktidar, canınızdan çok sevdiğiniz vatanınızı daha iyi yerlere getirmek için sadece bir araç. Böyle hırslara girmenin ve illa ben yapacağım diyerek refahı geciktirmenin çok anlamsız ve bencilce olduğunu düşünüyorum. Siz paylaşın, eğer halkın başa getirdikleri, bu gün gibi ortada olan çözümü uygulamıyorsa, zaten gereken cevabı alacaktır.

Ama bütün bu yarışların ötesinde tabii ki şöyle bir gerçek var ki; aslında kimsenin umurunda değil, kimin özgürlüklerinin ne kadar kısıtlandığı ya da kimin dininin gereklerini yerine getiremediği.

Türban sorununu (!) çözüyorum:

Herkesin bir dine mensup olma ve onun gereklerini yerine getirme hakkı vardır fakat tahminimce bu gerekleri kendi keyfine göre saptırma hakkı yoktur. Kafanı kapatmak mı istiyorsun, eğer esas olan buysa, yaşadığın ülkenin yasalarına aykırı olmayan yollarla kapanmak seni bozmamalı. Artık siyasi bir obje haline gelmiş olan türbanda diretmek yersiz, onun yerine daha makul çözümler üret, bone tak, peruk tak, bere tak, yazın kumaştan bere tak, kışın yünden. Yani asıl amacımız kapanmaksa bunun çözümü basit. Ama eğer asıl amacımız, siyasi kimliğimizi bulunduğumuz her yerde avazımız çıktığı kadar bağırmaksa, kusura bakmayın ama onun için meydanlar var, insanların kendilerini geliştirmek için, öğrenmek için gittikleri yerleri kullanamazsınız.

Yani, nasıl desem, yemezler.