Pek çok şeyden fazla anlamadığım gibi yıllardır sürüp giden Ergenekon teranesinden de pek anlamıyorum. Açıkçası durumun anlaşılmazlığı beni sinir ettiği için çok da takip etmiyorum. Fakat tabii bazı zamanlar oluyor ki insan istemese de kulakları duyuyor, gözleri görüyor.
Geçenlerde yine bir dava görüldü. Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın davaları da bunların içinde. Düşündükçe durum bana çok enteresan geliyor gerçekten:
Kim bu adamlar, farklı yöntemlerle hükümete ayak diremiş, hatta karşısında büyük bir halk ayaklanmasını da başlatmayı başarabilmiş adamlar. Sonra ne oluyor; birden bu adamlar hakkında hiç kimsenin hala net olarak bilmediği bir kısım iddialar ortaya atılıyor, deliller bulunuyor (ki onların da ne olduğunu hala kimse bilmiyor) ve yargı süreci başlıyor. Tabii yargının Hükümetle bir alakası olmadığı için bu çakışmalar tamamen tesadüf(!) ama biz yine de buraya kadar sorun yok diyelim. Yargı süreci başlayabilir, iddialar ve deliller değerlendirilir ve süreç tamamlanır.
1- Bir devletin yasaları açıktır (ya da olması beklenir). Söz gelimi birini öldürdüğüm iddia edilir ve deliller toplanırsa, ben itiraf etmesem dahi, bana iddianın ne olduğu, delillerin ne olduğu bir bir anlatılır ben de savunmamı yaparım, davam sonuçlanır.
2- Bir yargı sürecinin başlayabilmesi için son derece mantıklı olarak eylemin gerçekleşmiş olması gerekir. Birileri benim cinayet işleyeceğimden şüpheleniyor diye ifadem alınabilir ancak cinayeti işlemiş gibi muamele görürsem, ne kadar saçma olacağını ifade edecek kelime bile bulamıyorum.
3- Halkın seçtiği hükümeti devirmeyi planlayan bir terör örgütü bulunuyorsa, bu örgütün gerçekten var olduğunun ve üyelerinin kimler olduğunun delilleri de kesin olmalıdır. Yoksa yoldan geçen birinin iddiasına ve elindeki karalama defterine dayanarak bu ülkenin herhangi bir vatandaşının itibarını böylesine zedelemeye hakkınız yoktur.
4- Delilleriniz sağlam, ortada, son derece açık olan yasalarınıza karşı gelmiş ve suç işlemiş insanlar var, bu durumda hiçbir şeyi saklamaya gerek duymadan, lafı uzatmadan davanızı sonuçlandırırsınız. Aksi takdirde, birini tutuklayıp da ondan sonra delil toplamaya, iddia ortaya atmaya uğraşmak, diktatörlükten başka bir şey değildir. Oysa bu davalarla Hükümetin biz kaz kafalılara anlatmaya çalıştığı şey, bu ülkenin demokrasi ile yönetildiği değil miydi?
Başbakan, büyük bir darbe karşıtı olarak, bu devletin öldürdüğü insanlara, onların kelimeleriyle timsah gözyaşları döküyor.
Bu tip olaylarla pek de alakası olmayan ve Hükümetlerin sebebi halkın bir bireyi olarak soruyorum: Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder