1 Ekim 2010 Cuma

OKTOBERFEST GO HOME

Antalya'dan Oktoberfest geçti. Ama ne hikmetse, Belediye Başkanına geçiren de çok oldu.
Hikaye:
23 yaşında eşşek kadar adam, eşşek kadar arkadaşlarıyla birlikte girişi ve ayrıca içerde satılan biraları paralı olan bir festivale katılıyorlar.
Maşallah içerde eşşek gibi içip, eşşek gibi de eğleniyorlar. Eve gidiyorlar, belki devam ediyorlar içmeye, bu ülkenin herhangi bir yerinden alabilecekleri içkiyle, belki de sızıyorlar.
Büyük talihsizlik, gerçekten çok üzücü ama bu gencimiz sabah uyanamıyor.
Gencin ölüm Nedeni hala açıklanmamakla birlikte hemmen spekülasyonlar başlıyor: "Efendim elin almanının festivalini buraya taşıyıp, gençleri içkiye yönlendiriyorsun, bak gencecik çocuklarımız ölüyor." Parti il başkanları konuşuyor bu konu hakkında, yüklenen yüklene, faturanın kime kesildiği belli.
Şimdi ben düşünüyorum:
Hayatımda çok saçma şey gördüm ve bu da onlardan bir tanesi.
Saçma bir gündem yaratıyorsun utanmadan (artık kim uyduruyorsa neresinden "hah bunu Akaydın'a yıkalım, bahane olur yine yükleniriz diye) ve bizim, tabii ki hiçbir şeyde olmadığı gibi, bu konuda da bir an olsun bile fikir yürütmeyecek güzel halkımızı galeyana getiriyorsun. Akaydın'ı bu gencin yanına gömelim, Oktoberfesti de Almanlarla beraber ülkeden sınır dışı edelim.
Zilyon tane bar var bu ülkede (gayet de güzel bir şey bu), girişte para falan da vermen gerekmez, ohhh kaymak gibi içersin, içkiyi fazla kaçırabilirsin ve evet ölebilirsin misal. Tıpkı kırmızı ışık yanarken karşıdan karşıya geçmeye kalkarsan ölebileceğin gibi. Şimdi bunun için ışığı mı suçlamak gerekir, o ışığı oraya koyanı mı?
Biraz akıl, biraz fikir, biraz insaf be kardeşim.
Derdin eğer bu festivalin ne kadar iyi ya da ne kadar kötü birşey olduğunu tartışmaksa, koy argümanlarını ortaya, tartış. Hoş, tartışılacak bir taraf da göremiyorum ben. Bu şehirde bulunan onlarca işletme bu festivalde stand açıyor, kazanıyor. İnsanlar bir araya geliyor, kaynaşıyor, eğleniyor, rahatlıyor. Bu şehirde yaşayan binlerce Alman, kendilerine ait bir ortamı onlara sunduğumuz için minnettar kalıyor, mutlu oluyor. Eee, derdimiz ne o zaman. İlla pastırma, börek festivali mi yapalım.
Bir laf var, herkes de pek iyi bilir:
Herşeyin fazlası zarar.
Sorumlusu da önüne koyan değil, maalesef sınırlarını bilemeyip de, kendini kaybedende, ona sınırlarını öğretemeyen, belki de her istediğini vererek onu şımartan ailede. Birinin sorumluluğunu ise böylesine hadsizce başkalarına yüklemeye çalışan üçüncü kişilere, fırsat vermemek gerek. Bence bizleri bu kadar aptal yerine koymalarına "Yeter ulan" deme vakti çoktan geldi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder